24.03.2009

GOD IS AN ASTRONAUT


Jean-Dominique Bauby, bir kadın/moda dergisinin editörü, üç çocuk babası, boşanmış ve de sevgilisi olan bir adamdır. Geçirdiği beyin kanaması sonunda komaya girer, bedenini hiçbir şekilde hareket ettiremez, nefes almakta dahi zorlanır ve tek gözüyle görebilir. İşlev yapamayan, açık kalması dahi riskli olan sağ gözü doktorlar tarafından dikilmiştir. Sol gözünü kapatıp açmasıyla, alfabedeki harflerin kullanım sıklığına göre oluşturulmuş harf dizimiyle kelimeler oluşturur ve insanlarla iletişim kurmaya başlar. Dahası “The Diving Bell And The Butterfly” adında bir kitap yazar. Kitaptan uyarlanıp 2007 yılında gösterime giren aynı adlı film ödüller alır, tüm dünya bu Fransız’ı tanır ama ne yazık ki Jean Dominique o günleri göremez. Çünkü kitabının yayınlanmasından on gün sonra, felçli olduğu hâliyle, tüm dünyaya ve kadınlara sadece sol gözüyle bakarak ve bir kelebek olarak ölür.





Kitabın ve filmin adı şuradan gelmektedir: Jean Dominique kendini ne zaman umutsuz, berbat hissetse su altında, bir dalgıç kıyafetinin içinde olduğunu düşünür. Filmde de bunu çok güzel tasvir etmişlerdir. Hikâyenin kahramanını, yüzyıllar öncesinden kalma, kocaman, dalgıçtan ziyade astronotları andıran, gayet hantal, hareketi her türlü kısıtlayan bir giysinin içinde görürüz. Kafasını sağa sola hareket ettirmeye çalışır, bedeni külçe gibidir, kımıldayamaz. Oysa ne zaman kendini özgürmüş gibi hissetse, mutlu olsa, kelebeklerden bahsedilir.

God Is An Astronaut albümleri de işte tam olarak, dalgıç giysisi ile kelebek arasındaki gelgitleri betimler. Hayatınız boyunca karşınızda hep zorluklar vardır. Sorunlardan kurtulmaya çalışırken başka irili ufaklı engeller çıkıverir önünüze. Daha iyi bir hayat için, standartlarınızı daha yüksek tutmak için sürekli çırpınırsınız. Sizin hayatınızı, sizin inisiyatifinizden daha fazla zorlayan etkenler belirir. Bu etkenler bazen öylesine güçlüdür ki, savaşmak sadece kendinizi hırpalamaktır, boşuna yorulmaktır. Kendinizi öylesine gidişata bırakırsınız. Bir nehirde akıntıya kapılmış gibi savrulursunuz, ama bir yerlerde suyun sakinleşeceğini de bilirsiniz. Oysa bazen sorununuz gidişatına bırakılamayacak denli bulanıktır. Bulanık oluşu sizin ona biçtiğiniz bir görselliktir. İnancınız sarsılmış, güveniniz parazit yayında kitlenmiş, kendinizi mutsuz hissetmektesinizdir. Evden dışarı çıkmak istemez, sonra da dört duvardan şikâyetçi olursunuz. Sorunun ne olduğundan tam olarak emin olmakla birlikte, aslında sizi öylesi bir kasvete boğan hiçbir şeydir, bilirsiniz. Sorgular, sorgular, yine sorgularsınız. İşte God Is An Astronaut öylesi bir gruptur ki, size sadece hayatınızın fon müziğini bağışlar. Tüm sorgulamalarınız, kararlarınız, coşkularınız, kaybettikleriniz, özledikleriniz için.

Müzik öylesine acayip bir şeydir ki, gerçekten doğru noktalardan tutunmuşsanız o acayip şeye, sizin bir parçanız olmuştur. Ve eğer o tutunduğunuz noktalardan biri de bu kara delikse, atomlarınıza ayrılabilir, çok daha büyük kütlelerin parçası olabilir, yok olabilir veyahut da delirebilirsiniz. Ya sular altında bir dalgıç giysinin içerisine hapsedilmişsinizdir ya da uzay boşluğunda bir astronot giysisine. Her iki ihtimalde de bir şeylerin olmasını beklersiniz. Sadece bakar, sizi en çok acıtan anlara döner, kayıplarınızı ve yaralarınızı gözden geçirirsiniz. Bunlar öyle anlatıldığı gibi şerit hâlinde geçen hayattan kareler değildir. Doğanın ve uzayın dengeleri Yılbaşı Hayaleti’nden daha acımasızdır. Derinizmiş gibi hissettiğiniz, kendinizi içine hapsettiğiniz, sadece özel olduğunu düşündüğünüz insanlara gösterdiğiniz iç dünyanızın kapıları bir anda alev alır. O insanların bıraktıkları dağınıklık ve pisliğin aslında halının altına süpürülen toz birikintisinden başka bir şey olmadığını; ama o birikintilerin büyüdükçe, mabedinizin, iç dünyanızın orta yerinde varlığı şüphesiz olan bir tepeye dönüştüğünü ve o tepenin yani anılarınızın yandığını görürsünüz. Bari bu kalsaydı diye elinizi uzatmaya kalkarsınız, siz de alev alırsınız.

God Is An Astronaut öylesi bir gruptur ki, sizi size anlatır, sizin sizden nefret etmesini sağlar, size sizi sevdirir. Olduğunuz ruh hâline göre bir şekle girmez, ruh hâliniz şarkılara göre şekilden şekle dönüşür. Zaman, dünya, uzay durur. Sizse bir dalgıç elbisesi içinde kelebek olmanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlamaya çalışırsınız. Her şey bir anda hareket etmeye başlar, sizse kıpırdayamazsınız. Zaman durduğundaki ağırlığınız yerini hiçliğe bırakır. Bomboş hissedersiniz. Kimse sizi görmez, fark etmez. Herkes hayatına devam eder. İnsanlar işe gider, derse girer, eve dönerler. İnsanlar ürer, doğar, ölür ve hatta öldürürler. Sizse sıfırdan başlamak istersiniz. Şarkıyı başa alabilmeyi, "play" demeden önce bir kez daha düşünebilmeyi dilersiniz. Bu sefer daha akıllıca davranmak istersiniz. Siz yolun en başını görmeye çalışırken insanlar hayatlarına devam ederler. Siz değişmek isterken, renklere bürünmek, güzelliğin ve özgürlüğün simgesi gibi doğaya karışmak için hazırlanırken insanlar yoğun iş günlerinin bitmesi için beklemeye başlamışlardır. Öncekilerden ve sonrakilerden bir farkı olacakmış gibi, mesai/ders saatlerini bitirir, günü tüketir, ertesi gün için beklemeye başlarlar. Sizin biten tek günlük ömrünüz, doğaya karıştırdığınız bedeniniz bir hiç uğruna, sadece o insanları izleyerek, onların arasına karışıp karışmamak konusunda tereddütler içinde düşünerek geçmiştir.

Ve bir God Is An Astronaut şarkısı daha bitmiştir.

Not: Biyografi derlenir, yazı yazılır, her bir cümlem bana aittir. Grubun şarkılarına da, biyografisine de aşağıda sıralanan sitelerden ulaşabilirsiniz.

Saygılarımla...

http://www.godisanastronaut.com/
http://www.myspace.com/godisanastronaut
http://www.last.fm/music/god+is+an+astronaut

0 yorum:

Yorum Gönder