24.03.2009

SERDAR KESKİN

Sahnedeki ışığın tek hedefi sandalyede oturan “hüzünlü” adamdı. Soundcheck alındı, ayarlar yapıldı, konsere başlamak için her şey hazırdı. Alan daha önce onlarca tiyatro oyunu ve seminer için geldiğimiz Çukurova Üniversitesi’nin kapalı amfilerinden biriydi. Sandalyelerine yerleşmiş olan herkesin suretinde merak ve heyecan vardı. Herhangi bir rock müzisyeninin konseri olsa, ortada çığlık çığlığa bağıran kız çocukları, ne yaptığını bilmeden sağa sola sataşan oğlanlar, “ağabey bir şeyler lâzım mı,” diye dolaşan torbacılar, farklı görüneyim niyetiyle kendini maymuna çeviren bir yığın insan görürdünüz. Oysa mesleğinde yirmi yılı devirmiş olan bu müzisyeni görmeye, dinlemeye, ortak kaygılarımızı dile getirmeye gelmiş bir avuç sıradan insandık ve Amatör Sanat Günleri kapsamında yapılan Serdar Keskin konserindeydik.

“Hoş geldiniz” diye mahcup bir ses işitildi mikrofondan, akabinde de elektrikler kesildi. Bir çeşit komploydu bu. Amatör Sanat Günleri sadece öğrencilerin organize ettiği, amacı kapital değil, tam tersine sanat olan aktivitelerden biriydi ve yüksek makamlarca sabote edilmeliydi. Ama bu alan o akşam belirlenen saatler içerisinde Serdar Keskin konseri için ayrılmıştı ve bu konser gerçekleşmeliydi. Çıplak bir ses ve gitar vardı artık sahnede. Bazı anlarda da kalabalık eşlik ediyordu Serdar Keskin’e. Duygulandık, gülümsedik ve bu konserden kesinlikle mutlu ayrıldık. Merak eden olursa diye ekleyeyim, konser bittiğinde insanlar dışarı çıkmaya başladılar ve o anda elektrikler geldi.

Bir konsere giderken beklentileriniz nelerdir? Ya da şöyle sormalıyım, bir Serdar Keskin konserinden beklentiniz ne olmalıdır? Sanırım bu sorunun şahsım için yanıtı, hep doğru şeyler söyleyen ve gerçekten iyi söyleyen birini izlemek oluyor. Alt yapı olarak kullandığı gitarı oldukça iyi çalan; yan flüt, vurmalılar, ney, bağlama, saksofon gibi enstrümanlarla da zenginleşmiş sahneleriyle, her saniyenizi dolu geçirmenizi sağlayan müzisyenlerden birinden bahsediyorum. Yaklaşık iki buçuk saat Belediye Tiyatrosu’ndaki koltuğumdan, verilen ara dışında kalkmadım ve ufacık bir kopuş dahi yaşamadım.

Serdar Keskin adını sanıyorum ki hiç duymamış olanınız da vardır, kesinlikle duydum ama çıkaramıyorum ki diyeniniz de. O nedenle kısaca bahsetmemde fayda olur diye düşünüyorum.


1987-1992 yılları arasında Grup Yorum’da yer almışsa da daha sonraki yıllarda Metin-Kemal Kahraman kardeşler ve yine Grup Yorum kökenli Gülbahar Uluer’le olan projeleriyle de bizlerle buluşmuştu. Ve o yıllardan bugünlere kadar da Kahraman kardeşlerle ayrılmadılar. 1995-1996 yıllarında İrlandalı grup Earth Union ile konserlere çıktı. Bu projelerde her ne kadar geri plandaysa da, şahsi projelerinde sesi enstrümanından daha öndeydi. Bu şahsi projeleri kapsamında öncelikle 1998 yılında Ada Müzik tarafından yayınlanan; Nejat Yavaşoğulları, Umay Umay, Mehmet Güneri, Feridun Hürel, Kudret Kurtcebe, Murat Yılmazyıldırım, Tibet Ağırtan, Cenk Taner, Vedat Sakman, Erdinç Ünlü, Taner Öngür, Teoman, Murat Hasarı, Hümeyra’nın da yer aldığı Kent Ozanları derlemesinde Vize isimli şarkısıyla yer aldı.



Aynı sene içerisinde ilk solo albümü olan Iraksamalar’ı çıkardı. Bir tek sıradan şarkı yoktu bu albümde. Aslında müzisyenin yer aldığı tüm besteler için de aynını söylemek yalan olmaz. Her biri özenle seçilmiş, sözleri özenle ve hissedilerek yazılmış, muhteşem eserler. 2003 yılında çıkan ikinci albümü Leyl’se Iraksamalar’a göre enstrüman konusunda daha zengin ve konsepti açısından kesinlikle daha efkârlı bir albüm. Ayrıca pek çok müzisyenden duymuş olduğumuz Kara Toprak’ı bir de Serdar Keskin yorumuyla dinleyebiliyorsunuz. Leyl için söylenen pek çok varsayım vardı ve açıklama müzisyenin bugünlerde aktif olan web sitesinde yapıldı: “Leyl bir dönme anıdır; o an ki gece güne döner yüzünü, hayatın dolaşımı hızlanır, annemin adıdır....."


Şimdilerde üçüncü albümün hazırlıklarını sürdüren müzisyen yine 2003’te Mehmet Atlı’nın Jahr albümünün kayıtlarına imza atanlar arasındaydı. Zeki Demirkubuz’un yönettiği C Blok isimli enfes filmin müziklerini de yapmıştır.

Her iki albümündeki tüm şarkıları için paragraflarca yazı yazabilirim. Hepsi için apayrı hikayelerle kahramanlar yaratabilirim. Hepsini övgülere boğabilirim ama tahmin edersiniz ki bu satırlar bunun için yeterli değil. O nedenle sizlere Leyl albümündeki, bendenizi darma dağınık eden Ardından şarkısından bahsetmek istiyorum. Kim bilir, belki de yüzlerce şarkıyı aynı kelimelerle ifade etmişimdir. Ama bu kelimeleri aşan, böylesine dokunan, koparan bir şarkı daha dinlemedim. Konserlerinden birinde canlı olarak dinlediğimde ve aynı tepkiyi verdiğimde, kesinlikle emin oldum bundan. Bir anda böylesine gözyaşlarına boğulduğum an sayılıdır. Sanıyorum ki Serdar Keskin adıyla tanışmamı sağlayan, hayatımda gerçekten yeri çok büyük olan bir adam sebebiyledir bu tepki. Sözleri yaşadığım şeyi tam olarak ifade ediyorken, ben hayatımın en güzel günlerini o adamla yaşamışken, Keskin’in sözleri böylesine insanın içine ve melodilerin hüznü kalbine işliyorken, itiraflarımız ortakken daha ne diyebilirim ki…


Bu müzisyene kulak vermedinizse, sahnesini bir kez olsun görmedinizse; önünüze çıkan ilk fırsatta bu talihsizliğinizi yenmenizi diliyorum. Müzisyenin Grup Yorum geçmişiyle ilgili herhangi bir ön yargınız mevcutsa da bundan sıyrılın. Sizleri siyasetle haşır neşir, sloganlarla dolu bir müzik değil; aşk, özlem, kaybediş, yalnızlık, çaresizlik, acı, umut ve korkularla dolu cümleler bekliyor. Yıllar önce Radikal, Hürriyet ve Evrensel Gazeteleri’nde yer verilmişse de basında fazla görünmeyen bu adama çok dikkat edin. Pişman olmayacaksınız…

Saygılarımla…

http://www.serdarkeskin.com/

1 yorum:

dice man dedi ki...

ben de böyle bir yazı yazan kişiye saygılarımı iletirim.

saygılarımla :)

Yorum Gönder