4.07.2009

TAQWACORE


“ARE YOU READY TO TAQWACORE?”

11 Eylül 2001 sonrası dünya üzerinde, özellikle Amerika kıtasında değişen pek çok şey oldu. Müslüman olan herkese terörist muamelesinin yapıldığı ABD’de, ön yargı ve baskıya karşı müziğiyle direnen insanlar vardı. İsimlerini
Michael Muhammad Knight’ın romanından alan Taqwacore’ları sizlere tanıtmak da benim boynumun borcu…

Eylül aylarında Ch
icago’da ISNA (Kuzey Amerika İslam Topluluğu) kutlamaları yapılır. Yaklaşık yedi sene önceki kutlama da usulüne uygun şekilde Kur’an okumayla ve dualarla başlamış, gece yarısından sonraysa çok az insan salonda kalmıştır. Sorunsuz devam eden organizasyonda bir anda sahneye Secret Trial Five isimli, kızlardan oluşan Kanadalı punk grubu çıkar ve balo salonun ortasına bırakılmış bomba etkisi yapar. Sahneye yerleşir yerleşmez mikrofonu eline alan grubun vokali konukların şaşkın yüzlerine bakarak “Are You Ready To Rock?” diye haykırır. İlk şarkıları “Middle Eastern Zombie” çalmaya başladığında bir süre şok etkisiyle kımıldayamayan insanlar, bu öfkeli kızların söyleyecekleri bitmeden kapılara doğru koşmaya ve alanı hızla boşaltmaya başlarlar. Ama geride kalan meraklı ve de gruba ilgi gösteren bir avuç insan ritim tutmaya başladığında ikinci şarkının ortasına gelinmiştir ve bir anda vokal tüm gücüyle “Nefrete son verin!” diye bağırır. Polisin o anda yaptığı müdahale ile konser son bulur. Gruba ait enstrümanlar parçalanır, etraftan gelen “Müzik haramdır,” sesleriyle kızlar yaka paça kovulurlar. Ama ilk kez sesini çıkarmaya çalışan, dindar olduğu aşikâr bir grup punk, eylemini gerçekleştirmiştir. Ve bu onlar için bir zaferdir.


Taqwacore teriminin mucidi Michael Muhammad Knight. Tamamen kendinden, tüm kalbiyle kabul ettiği İslam dininin ve yaşadığı toplumun çelişkilerinden yola çıkarak, olmadığını ama olması gerektiğini düşündüğü bir dünyayı kitabı The Taqwacores’ta işleyen yazar, bir süre romanının fotokopisinin elden ele dolaştığını dahi bilmemiş. Ta ki ona kendisinin de “taqwacore” olduğunu, romanda kendisini ve çevresindeki insanları bulduğunu söyleyen biriyle konuşana kadar.

Bilmeyenler için kelimeyi şöyle bir didikleyelim. “Taqwa” yani “Takva”, Arapçada “tanrıdan korkmak” anlamını taşıyor. “Core” ise müzik kültüründe de yeri çok büyük olan terimlerden biri ve “çekirdek, öz” anlamına geliyor. Takwacore’u müzikal anlamda değerlendirecek olursak yelpaze oldukça geniş. Hip hop’tan anarcho punk’a, hardcore’dan grindcore’a, crust’tan raï denen Cezayir asıllı Arap etkili müzik türüne, deneysel ve de elektronik müziğe kadar her şeye denk gelebilirsiniz.


Olayı kısaca özetlemek gerekirse, 11 Eylül’ün özellikle Amerika’da ve Orta Doğu ülkelerindeki etkisini hepimiz gördük. Politik çıkarlar, savaş, ölen insanlar, en nihayetinde de lanetlenen terörizm gözler önündeydi. İşte tam burada kavram karmaşası ortaya çıktı. Amerika’nın kendince yerlisi olan insanlar, kendilerine ait olduğunu savundukları topraklarda oturma ve çalışma izni almış olan Müslümanlara 11 Eylül sonrasında terörist muamelesi yapmaya başladılar. Bildiğiniz gibi Amerika’ya olan turist amaçlı gezilerde dahi çoğu insan sorun yaşadı ki orada yaşıyor olanların durumunu hayal etmeye çalışın. Evleri ve iş yerleri taşlanan, evinde de dışarıda da rahatsız edilen bu insanların bir kısmı olanları sineye çekti. Bir başka kısmıysa bir şeylerin yapılması gerektiğini düşündü ve işte Michael Muhammed Knight’ın yazmış olduğu roman burada devreye girdi. Kitapta adı geçen adlarla gruplar kuruldu. Amerika’nın her yerinden insanlar birbirini bulmaya başladı ve bir alt kültür oluştu. Bu alt kültürün özünde hem Amerika’ya, hem de ait oldukları Orta Doğu’ya tepki vardı. Arada kaldığını düşünen bu insanlar punk kültüründeki DIY dediğimiz “Do It Yourself”, yani kendin pişir kendin ye tarzında bir felsefeyle hareket ediyorlar; legal firmalara kapağı atarak değil, kendi çabalarıyla kayıtlar yayınlayarak, konserler düzenleyerek, kendi mecmualarını çıkararak ve en önemlisi kendi müziğini icra ederek.

11 Eylül benzeri bir tetikleyiş Amerika dışında bir başka ülkede olmuş olsaydı böyle bir alt kültürün oluşabileceğine ihtimal veremiyorum. Bunun en güzel örneği Taqwacore’un en büyük ilham kaynağı olan 60’lı yıllarda başlamış olan punk hareketi. Bugün dönüp geriye bakıldığında hatırlanan grupların hemen hepsi İngiliz olsa da başlangıcı Velvet Underground, dolayısıyla başlangıç noktası da Amerika olmuştur. Bu hareket İngiltere’deki kadar kitlesel ve tutarlı olamamıştır. Daha da önemlisi Ramones, New York Dolls, Stooges gibi Amerikalı gruplar daha çok modern insanın zaaflarından, serserilikten bahsederler ya da Arthur Rimbaud gibi romantik edebiyat akımının güzel isimlerinden esinlenmişlerdir. Oysa İngiltere’de tam bir öfke patlamasıyla birlikte kişiliğini kazanan punk insanların işsiz, aç ve mutsuz olduğundan dem vurmuştur. Ve işte böylesi bir kızgınlığı Taqwacore’da görebilirsiniz.


Taqwacore için “İslami Punk” ya da “Müslüman Punk” da deniyor. Ben bu tanımları kullanmak istemiyorum çünkü din konusunda bugüne kadar en çok karşılaştığımız şey Hıristiyan karşıtı olan ya da olmayan gruplardı. Oysa burada, sadece İslamiyet’e inanan ama dininin doğduğu topraklardaki aşırı tutucu dünya görüşünü benimsemeyen, bununla birlikte sadece tanrıya inandığı ve Türkiye’de de örneklerine rastladığımız üzere, ibadet bağlamında değil de fikren ve kalben Müslüman olması sebebiyle kendini itip kakan Amerika’dan da nefret eden gençlerden bahsediyorum. Tam anlamıyla kimlik arayışında olan bu insanlar ne köklerini reddediyorlar, ne de körü körüne dine sarılıyorlar. Müzikle bu durumun içinden çıkmaya çalışıyorlar. Bir şeylerin parçası olabilmenin tadını aldıkça da buna sahip çıkıyorlar.

İnsanların uğradıkları haksızlıklara göz yummamaları gerektiğinin, müziğin de anlamlı amaçlar için kullanılabileceğinin, “diğerleri” olmanın zorluğunun, bir gün hayatınız çok güzelken ertesi gün yapılan düzmece bir terörist eyleminin hayatınızı bir anda değiştirebileceğinin canlı birer kanıtı bu insanlar.

Youtube’da “Muslim Punk” diye arattığınızda karşılaşacağınız beş bölümden oluşan video durumun onlar ve İslam’ın genel çerçevesi açısından düellosunu birebir yansıtıyor. Videoda bir imamla yolda karşılaşan beş taqwacore (fıkra gibi), Punk Rock’ın, gitarın, piyanonun, müziğin haram olup olmadığını tartışıyorlar.

Gruplardan
Kominas eşcinsel haklarının savunucu. Amerika’nın devlet başkanlarının tıpkı Müslümanlar gibi tutucu olduğunu söylerken diğer yandan şeriatın da aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini vurguluyor. Aynı zamanda bu alt kültüre dâhil olan insanlar için marş niteliğindeki "Suicide Bomb the Gap" şarkısı da onlara ait.



Al-Thawra devrime hem Orta Doğu’nun hem de Amerika’nın ihtiyacı olduğundan bahsediyor ve de bu gruplar arasında müzikal anlamda en iyi iş çıkaran da onlar.


Secret Trial Five’ın kurucusu Sena Hussain 11 Eylül’e kadar müzikle de politikayla da ilgilenmeyen kendi hâlinde bir Müslümanken, dengelerin değiştiği anda ait olduğu kimliği savunmaya başlamış. Chicago’da yaptıkları gösteri öncesinde kiraladıkları otobüsle tüm Amerika’yı dolaştıklarını ve her köşe başında kendileri gibi olan insanları bulduklarını, malûm eylemi yaparak turlarını da sonlandırdıklarını anlatıyor.



Diacritical, Vote Hezbollah, Dead Bhuttos, Devils For Islam, Citizen Vex, Sagg Taqwacore Syndicate, Har Ik Zehr adını özellikle verebileceğim gruplardan bir kaçı.



Çekimleri tamamlanmış olan, kültürün manifestosu niteliğindeki romandan bire bir uyarlanan The Taqwacores filmi de bu yıl içerisinde gösterime girecek. Yönetmenliğini Eyad Zahra’nın yaptığı filmin senaryosu da Michael Muhammad Knight’a ait. Film ve Türkiye’de henüz basılmamış olan kitap New York’ta yaşayan, aynı odada bir an dua okurken bir an seks ve uyuşturucu temalı partiler düzenleyebilen bir grup Punk’ı ve komşuları olan Taqwacores adlı punk grubunun elemanlarını konu alıyor.

Not: Yazı Headbang Dergisi'nin Temmuz 2009 sayısında yayınlanmıştır. Bkz. http://www.headbang.com.tr/