10.04.2010

"Kürk Mantolu Madonna" (Bir Sabahattin Ali methiyesi)


Edebiyat dediğimiz şey kelime itibariyle sınırları beraberinde getirir. Dönemin siyasi durumu, yayınevlerinin izledikleri yollar, o dönemki kitap satışları, gündem vb. pek çok şey bir kitabın başarısını etkiler. Bir de her dönem tutan belirli numaralar vardır. Pişirilip pişirilip önümüze konur ama ne hikmetse insanımız bundan yana şikâyetçi değildir. Birbirinden saçma kişisel gelişim kitapları, kadınların bastırılmış duygularını bastırılmış şekilde okşayan aşk öyküleri, TV kanallarında her gün boy göstermeyi marifet sanan popüler insanların, konusu mühim olmamak üzere karaladıkları her şey de bunlara dâhildir.

Bazense en karışık dönemde, siyasi olayların içerisinde boy gösterseler de gerçekten insanî olan bazı duyguları dile getirebilen, döneminde tepki toplayan, kitapları yakılan ve de yasaklanan, ölümleri bile meçhûl olan(!) yazarlar çıkar ortaya. Sabahattin Ali gibi.


Dört sene önce Rutkay Aziz’in yönetmen ve başrol oyuncusu olduğu “Benim Meskenim Dağlar” adlı bir oyun izlemiştim. Oyunun baş kahramanı aslında Sabahattin Ali’ydi. Çünkü onun bugüne kadar hayat verdiği tüm kahramanlar bu oyundaydı. Oyunu izledikten sonra aslında birkaç kahramanıyla tanışmıyor olduğumu fark etmiş, heyecanla tüm basılmış eserlerini yeniden okumuştum. Beni gerçekten etkileyen tipte bir tutkuyu barındırdığı ve Berlin’de geçtiği için Kürk Mantolu Madonna’yı ayrı bir kenara alıvermiştim.

İsmi itibariyle, romanda (ya da yazarın deyimiyle uzun hikaye / novella) bir kadının parmağının olduğunu tahmin etmesi zor olmasa da kitabımız başlangıçta bir anti kahramanı, Raif Bey’i barındırıyor. Öykü, kabataslak baktığımızda edebiyat dünyasında başka örneklerine de rastlayabileceğimiz iki ayrı bölümden oluşuyor. İlk bölüm Raif Bey’le aynı bankada çalışan bir memuru konuşturuyor. Aslında, hikâyeye de özet geçtiği varsayılabilecek bu bölümde Raif Bey tanıtılıyor. Amansız bir hastalığa düşmüş, son derece eğlencesiz ve sıradan bir aile hayatı olan Raif Bey hayata emanet olarak tutturulmuş bir memurdur. Ama nedense aynı odayı paylaştığı yeni ve genç memurun dikkatini çeker. Ve araştırmasına başlayan memur, Raif Bey’in dünyasına bir defter sayesinde girebilir. İşte ikinci bölüm de bu defterde yazılanlardan oluşmaktadır.


Raif Bey’in hayata olan puslu bakışlarının nedeni aslında bir aşktır. Son derece tutkuyla ve masalsı şekilde cereyan eden olaylar Raif Bey’i imkânsız bir ilişkinin kollarına bırakmıştır. Sergide gördüğü kürk mantolu bir kadının portresine hayranlıkla bakakalır Raif Bey. Kadın biraz vahşi, biraz mağrur, biraz da gizemlidir. Çocukluk yıllarından bu yana hâyâl dünyasında yaşattığı bu masalsı kadın biraz Halit Ziya’nın Nihal’i, biraz Vecihi Bey’in Mehcure’si, biraz Kleopatra, biraz da Âmine Hatun’dur. Günlerce aynı sergiye gidip, saatlerce izler bu güzel kadını. Ta ki, sürekli o resme baktığını fark eden laubali bir kadın gelip de sorularıyla kahramanımızı utandırana kadar. Öylesine sıkılgan, öylesine mahcuptur ki Raif Bey, kadının yüzüne doğru düzgün bakamaz ve günlerdir izlediği Madonna’nın ta kendisinin karşısında olduğunu anlayamaz. Birkaç gün sonra yolda Kürk Mantolu Madonna’ya rastlar ve takibi sonucu bir eğlence kulübünde şarkı söylediğini öğrenir. Mahcup bir delikanlı, Berlin gibi bir şehirde, sihirli bir kadına aşık olmuştur. Kadın, delikanlının tam zıddı karakterdedir. Fazlasıyla hazır cevaptır, bir erkek gibi rahatça konuşur ve samimidir. Daha önce hiçbir kadınla yakınlaşmamış olan Raif Bey’in kendini kaptırmaması mümkün değildir…

Yaşanan ilişkide, tarafların kişisel problemleri, hayatta kalma ve ailelere olan bağlılık işin içine girer. Ve kontrolden çıkar ilişki. Babası Raif Bey’i Türkiye’ye çağırır. Ama olaylar burada noktalanmaz. Sürprizler olur. Bu sürprizler kitabın son sayfalarına doğru cereyan eder ve okuyucu işte aslında burada hayran kalır yazara. Öylesine güzel bir kurgusu vardır ki, bu öykü aynı dönemde patlama yapmış pek çok Rus eserle kıyaslanabilecek kadar keyifli ve edebî açıdan önemlidir.

Yazar öyle güzel bir dil kullanmıştır ki, ilk basımı 1943’te yapılmış olan bu öyküyü bugün bile okuduğunuzda yabancılık hissetmezsiniz. Kitabın YKY’nin (ilki 1998’de sonuncusu 2006’da olmak üzere 20 tane) yaptığı baskılarında, bazı eski Türkçe kelimelerin karşılıkları, bu ayardaki diğer kitaplarda da olmasını ümit ettiğim gibi, kelimelerin geçtiği sayfaların köşelerinde belirtilmiştir. Sabahattin Ali’nin, eski eserlerin Türkçeleştirilmesi kapsamında eserleri katledilen yazarlardan olmayışı da ayrıca sevindirici.

Günümüz aşk öykülerinden farklı olarak, insanın iç dünyasına, korkularına gerçekten yer verir Kürk Mantolu Madonna. İnsanlar hırsları olan, iradeleri olan, yalnızlığı kabul edemeyen varlıklardır. En sıradan görünenimizin bile içinde ne fırtınalar koptuğunu, o insanın derinine inmeden tasavvur edemeyiz.

Tutku dediğimiz şey bazı duyguların devamlılığı için tek koşuldur. Bazen ilişkiler başlar ve biterler. Yaşanabilecek her şey ya sona ermiştir, ya da yaşanmaya değer dahi görülmezler. Genellikle de tüketiriz insanları. Tüketmeye şartlandırılmış bir dünyada da bundan daha olağan bir yol görünmüyor. Tüketme eylemi çılgınlık noktasına ulaştığı anda da sevgi yok oluyor. Bir insanla hayatınızı, onu gerçekten sevdiğiniz için paylaşmıyorsanız, tam da orada bitmesi kesinleşiyor ilişkilerin.

İşte tutku, cinsel isteği körükleyen, karşı cinse aşağılardan bakmayı sağlayan, ulaşılsa da istenir yapan, vazgeçirmeyendir. Bazen tutku bittiğinde yaşam biter, bazense yaşam bittiğinde tutku biter. Tıpkı Kürk Mantolu Madonna’da olduğu gibi…

6 yorum:

medgallis dedi ki...

prag degil berlin olacakti. bu da bu guzel yazinin nazar boncugu olsun.

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Bunu daha önce de biri söyledi ve ben düzeltmeyi unuttum. çok teşekkür ederim anımsatma için. :)

deniz dedi ki...

Okuduktan sonra uzun bir süre etkisinde kaldığım bir eser.Bir arkadaşıma kitap tavsiyesinde bulunacaksam eğer hiç tereddütsüz Kürk Mantolu Madonna diyorum. Onun arkasından Serdar Özkan'ın Kayıp Gül geliyor.

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Ve ben hala kayıp gül'ü okuyamadım. :(

deniz dedi ki...

okumalısın diyorum hemde biran önce. :)

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Umarım en yakın zamanda okurum. :)

Yorum Gönder