12.05.2010

REDD - 21 (Albüm Kritiği Ya Da Bir Hayat Hikâyesi)

Not: Bu kritik PasifAgresif sitesinde 23.06.2009 tarihinde yayınlanmıştır. Burada da bulunsun istedim. Albüme verilen not, albüm bilgileri ve hatta fotoğrafları dahi değiştirmedim.

Bu albümdeki olayların ve kişilerin kesinlikle gerçek hayatla ilgisi vardır.

Redd, adını ilk duyduğum günden beri, çıkış yaptığı şarkılarına da albümlerine de şöyle bir göz atıp geçiştirdiğim bir grup oldu. 21 albümü piyasaya çıktığı anda, bir anda herkes onlardan bahsetmeye başladı. Genelde işin popülaritesinden ziyade müzikalitesiyle ilgilenen insanlar özellikle iki şeyin üzerinde duruyorlardı. Redd, Pink Floyd’dan etkilenişini gözümüze sokmuştu, bunu da gerçekten kaliteli bir albümle yapmıştı.

Yaklaşık bir ay önce kendileriyle yaptığım bir röportajda da özellikle üzerinde durmuştum, Redd bugüne kadar dinlediğim en iyi konsept albümlerden birini yaptı. Bunu söylerken hem yerli, hem de yabancı piyasayı göz önüne alıyorum. Ve şimdi yılbaşı hayaletiniz olup sizi geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıkarıyorum. Sıkı tutunun.

Konsept albümü fikrinin farklı şekillerde kullanımları olmuştur muhakkak. En genel anlamıyla A’dan Z’ye her şeyiyle bir bütün olan albümleri düşünüyoruz. Ve bu tanımı bence hakkıyla veren en önemli albüm “Dark Side Of The Moon”dur (Pink Floyd). Oz Büyücüsü diye bildiğimiz The Wonderful Wizard Of Oz masalıyla ilgilidir. Masalın muhteviyatından mütevellit (failatun failatun failatun failun) simgelediği her değer de Pink Floyd’un dâhiliğiyle tam bir şahesere dönüşür. İşte 21 albümünün Pink Floyd (tam orası evet) ile birlikte anılmasının öncelikli sebebi de bu albümdür. Ben bunu araklama ya da benzetme olarak kullanmak istemiyorum, zira alâkası yok. Tüm çocukluğu ve ergenliği boyunca Stephen King okumuş bir adamın korku/gerilim hikâyeleri yazmasından daha acayip bir durum da değil bu.

David Bowie’nin “Outside”ı, Genesis’in “The Lamb Lies Down On Broadway”i, WASP’in “The Crimson Idol”ı öncelikle söyleyebileceğim konsept albümü dendiğinde mutlaka hatırlanması gerekenler. Peki, Türkçe sözlü albümlerden hiç böyle emek harcanmış, kafa patlatılmış çalışmalar olmuş mudur? Elbette ki. Benim tavsiye edebileceğim Gökhan Kırdar’ın “Trip”i ve Zuhal Olcay’ın “Küçük Bir Öykü Bu”su. Özellikle Gökhan Kırdar’ın müzikal anlamda yaptığı en iyi iş olması bir yana, sanat ve edebiyat dünyasındaki her sapık gibi, iç dünyasındakileri bastır(a)madığı bir an olmuştur ve “Trip” de bunun ürünüdür. Zuhal Olcay’ın konsept albümü ise daha kadınsıdır. Bu iki nadide eser bir yana gayet cesur bir başka konsept albümü denemesini de İlhan İremKoridor” ile yapmıştır. Garip ve de alâkasız bir tesadüf ki bu albümde de Redd’in albümündeki gibi “Don Kişot” adlı bir şarkı vardır. (“Uçuyorum durmadan ben pilot muyum, yel değirmenlerine karşı Don Kişot muyum,” gibi eşsiz sözleri eminim hatırlayanınız vardır.)

İşte Redd’in albümü tam olarak adını andığım yerli konsept çalışmalarının hepsinden daha iyi durumda. A’dan Z’ye her şeyi tam anlamıyla konsepte uygun. Ve işte şimdi neden bu albüme bu kadar yüksek not verdiğimi, neden herkesin Redd’den bahsettiğini anlayacağınız kısma geldik. Albümün kahramanı 21. Ona gerçek bir isim vermenin, kimlik, cinsiyet ve milliyet vermek olduğunu düşünmüşler ve bu yüzden bir sayı vermişler. “Dark Side Of The Moon” albümüyle bir diğer benzerliği olan kalp atışı kullanma hadisesi, en az oradaki kadar tamamlayıcı bir unsur olmuş. Toplam yirmi bir şarkının olduğu albüm bir doğum anıyla başlıyor ve dünyaya gözleri açan 21’in ağzından dinliyoruz öykünün tamamını.

Küçücük elleriyle dünyaya tutunmakta zorlanan, değişmek zorunda kalacağını bile bile yaşamaya çalışan meraklı 21, hayal kurmayı ve oyun oynamayı öğreniyor. Öğrenmesiyle birlikte terk edilme korkusuyla umut etmenin getirebileceği hayal kırıklığı ve mutluluğun çelişkisiyle tanışıyor. Farkına varmaya başladığı anda Tanrı’yı sorguluyor, akabinde de klip çekilen şarkı Don Kişot geliyor. Tabi ki konseptten sapmadan oluyor bu da. 21, modern hayatının tüm acımasızlığı bir yandayken evden uzaklara kaçıp şehrin ışıklarını izleyen Don Kişot gibi hissediyor. Hikâye devam eder, kahramanımız hayatı sorgulamayarak yaşarken askerlik söz konusu olur. Kimine göre 21 askere gider, kimine göre de askerlikte bir erkeğin yaşabileceği sorunları kendi dünyasında görebilen bir kadının vicdani reddidir bahsedilen. İnsanın öz güvenini yerle bir eden, kendince mantıklı dayanakları olan bambaşka bir dünya vardır, 21 kendini bir anda orada bulur ve kendini, hayatını sorgular.
Gerçek dünyaya döndüğündeyse adapte olmaya çalışırken aşık olur. Aşık olduğu insan kaçar, 21 kırılır, bir şeyler yaşanır ama hayat şartları mutlu olmalarına izin vermez. Bir taraf gidip kendi renkleriyle yaşarken 21 mutsuzdur. “Küçük bir çocukken uçmayı isterdim, ben hayal kurdukça biri bozuyor sanki hâlâ” deyişi hem üzüntüsünü hem karamsarlığını anlatmaya yeter de artar. Kendini toparlamak için zamana ve düşünmeye ihtiyacı vardır. Hayatta kalmanın zorluğuyla gerçekten kendini mutlu eden şeyleri kıyaslar. Özgürlüğünün nerede bittiğini düşünür, evcilleşmeye çalışırken nasıl da paramparça bir ruhla dolaştığını ve gerçeği düşünür. Albümün en başındaki kalp atışlarını duyarız yeniden. Sonunda çözer 21 de her şeyi. Masum kalmalı, umudunu kaybetmemeli, evrimin en başına gitmeli der ama elinde kalan biraz umut bir de ruhudur. Bunu fark ettiği ansa ölüme yaklaşmıştır. Ve kalp atışları durur.

Bugüne kadar Bosna Katliamı’nı, seri katilleri ya da bir tek temayı konu alan pek çok konsept albümü dinledik. Bu konuda en başarılı örnekleri verenlerden biri de King Diamond oldu. Bütünlüğü kaybetmeme açısından Redd’in en çok yaklaştığı isim de Pink Floyd’dan sonra King Diamond. Ama müzikal anlamda Redd çok daha geniş kitleye hitap edebilecek güzellikle bir çalışma yapmış. Alternatif rock, modern rock, hard rock, progresif rock, pop rock dinleyen hemen herkes bu albümü kolayca dinleyebilir. Dinler ama özümseyebilir mi ondan biraz şüpheliyim. Hem gitar tonunun güzelliğiyle mest olmak, hem davul ataklarına kulak kesilmek, hem sözlere kulak vermek, hem de vokal kullanımının ustalığını ayırt edebilmek için çok dikkatli dinlemek gerek. Opera ve sahne sanatçısı olan, solo anlamda da gerçekten çok iyi bir kariyere sahip vokal Doğan Duru yeteneğini ve bilgisini belli ki Redd için de en iyi şekilde kullanıyor. Tam bir tiyatro/müzikal oyuncusu becerisiyle şarkılara kişilik yükleyebiliyor. Yazdığı muhteşem sözlerle de albümün lirik ve vokal melodisi anlamında çok başarılı olmasının en büyük sebebi kendisi. Bahsettiğim liriksel temalar sadece kişisel sorunlar ya da hayatla ilgili de değil. Özellikle kendi bloglarında ve verdikleri röportajlarda görülen bir durum daha var ki Redd “Turgut Özal gençliği” ekolünden gelmiyor. Gayet mantıklı, gayet düşünen, gündemi takip eden, dünyanın nereye gittiğiyle ilgilenen, ekolojik dengeyle de işçi sınıfının yıllardır süren mücadelesiyle de, aşkla da aynı oranda ilgili. Çok daha basit sözlerle çok daha fazla insana hitap edebilecekken bu yolu seçmiş olmaları onların müziği ne kadar sevdiklerini, birileri için değil kendilerini bu şekilde ifade ettikleri için var olduklarını gösteriyor.

Sadece Doğan Duru değil, gruptaki her bir müzisyen kendi alanında çok yetenekli. Hepsinin biyografisinden uzun uzun bahsetmek niyetinde değilim ama özellikle klavye (hammond organ) ile gruba eşlik eden İlke Hatipoğlu’ndan birazcık bahsetmeliyim. Yavuz Çetin’in "Satılık" albümünde de yer almış olan İlke aynı zamanda Kurzweil endorser’ı seçilmiş. Bu ne demek bilmeyenler için açıklayalım. İlke piyano ve klavye konusunda çok yetenekli, bu yeteneğini keşfeden, halk arasında org diye bildiğimiz ama tüm dünyada kullanıldığı şekliyle dünyaca ünlü bir “synthesizer” markasının bu adamla kendilerini tanıtması için anlaşması demek. İlke’nin parmaklarındaki sihri görmek için blog sayfalarına bir göz atmanız kâfi.

Müzisyenlik, prodüksiyon, söz yazımı, girişilen konsept albümü projesinin başarısı, her şey mükemmel. Prodüksiyon hakkında da iki üç kelime etmeye kalkarsak; albümün kayıtları MMA ve Garaj stüdyolarında, mastering işlemleri ise İngiltere’de yapılmış.


Peki bu albüm neden 8 aldı? Çünkü berbat bir kapağı var. Kartonetin genel olarak güzelliğinden, arşivsel değerinden ya da Adnan Elmasoğlu’nun yeteneğinden bahsetmiyorum, bunlara da söyleyecek lafım yok. Bu çalışma için çok emek harcandığı aşikâr. Ama kapak çalışması amatör bir grafikerin elinden çıkmış gibi. İşlediği konu, hadi onu da geçtim işlenen konuyu simgeleyen her şey de (bebek, göbek bağı, ağaç) sabit kalsın. Çok daha başarılı bir tasarım olabilirdi. Hatta olmalıydı. Müzikal anlamda bu kadar başarılı olan, kıyas yapılabilecek bir başka Türkçe örneği bulunmayan bu güzellikle bir albüm için baktığımız anda içimizi titretecek bir kapak kullanılmalıydı.

Kırılan bir diğer puan da, bu kadar boktan (iyi örneklerine çok nadir rastladığımız, onların da kıymetinin bilinmediği, albümlerin satın alınmadığı, turnelerin para kazandırmadığı) bir piyasada ne işleri olduğunu anlamadığım için. Bu güzel albümü Türkçe dinliyor olmak elbette hoşuma gidiyor, sadece böyle özel müzisyenlerin hak ettiklerini burada alamayacaklarından da neredeyse eminim. Böyle bir piyasada Tool olsa Redd’den daha fazla ilgi görmezdi sanırım.

Uzun yıllar dinleyeceğim, her açtığımda kendimden ve hayatımdan pek çok şey bulacağım, içimi burkabilen sözleri bulduğum bu güzel albümü yaptığı için Redd’e sonsuz teşekkürler.

8/10

Albüm Bilgileri:

Çıkış Tarihi
2009

Label
Sony

Web
http://www.redd.com.tr/

Tracklist
1- Çığlık

2- Masal
3- Oyun
4- Astrotanrı
5- Don Kişot
6- Bir Şövalye Var İçinde
7- Özgürlük Sırtından Vurulmuş
8- Öyle Boş Ki Hayat
9- Tamam Böyle Kalsın
10- Vicdani Redd
11- Seni Buldum
12- Aşk Bu Kadar Zor Mu
13- Her Neyse
14- Aşktı Bu

15- Sevsen De Sevmesen De
16- Yaşandım Daha Çok
17- Küçük Bir Çocukken
18- Modern Adımlarla
19- Plastik Çiçekler ve Böcek
20- Dekadans
21- Sukut

6 yorum:

wincih dedi ki...

Hmmm Aslında Helloween-Keeper of the sevenkeys i atlamasan daha iyi olurmuş ki kendisi 3 albümlük bir seridir ve konsepttir... :) Ama bu albümü dinleyeceğim,

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Bu yazıyı hazırladığım dönem konsept albümleri hatırlamak için neredeyse yüzlerce dvd'ye ve cd'ye bakmam gerekti. Ve açıkçası power metal benim hiçbir zaman sevdiğim bir tür olamadı. Helloween de fena grup değil. Andi Deris başlı başına çok iyi bir vokal ama Helloween de oturup hatmettiğim bir grup olamadı ne yazık ki. :)Ama Redd gerçekten nefis bir iş çıkardı. Mutlaka dinlemelisin derim.

Cellissia dedi ki...

müzikten anlayan biri olduğumu düşünüyorum, REdd'i ilk dinlediğimde " ulen bas gitarı duyabiliyorum, helal" demiştim, sound olarak fena olmayan tonları var, kaliteli olarak nitelendirebilirim, ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim. O kliplerde gördüğümüz, Cd'lerinde dinlediğimiz parçaları stüdyolarında gerek bilgisayar, gerekse başka iyi müzisyenlere çaldırarak çok kolaylıkla yapıyorlar, biraz iyi solo atan kişi, iyi bir prosesör, harika tonlu Gibson ile sanki Steve Vai çalmış be bunu, dedirten şekillere girebilirsin. Ama bir kaç örnek biliyorum ki, sütdyodan çıkan sesleri, adamlar canlı olarak çalamıyorlar, bu da beni oldukça üzüyor, "Ayna" nın bir ara insanları canlı çalışıyoruz, bakın diye kandırdıkları, elec. gitarlarını jack'larını sokmaları bir durum hani...
Gist : / lütfen ing. bilmeyenler ayıplaması da yapmayalım şimdi ama işi özü şudur ki, karşımda benden iyi gitar çalanı görmedikçe aldanmam, bilirim ki hakkı ile değildir...
Ama dinlersin, güzel dersin, hoş dersin ne ala, olabilir..
Teoman'da öyleydi, bizim okula şenliğe gelmişti, adam müzisyenim diye geçiniyor, müzisyen dediğin en az bir enstürman çalar, çalmıyorsa ses sanatçısıdır, şantördür kıl tüy, ama müzisyen değildir, neysee herkes Teoman diye bağırıyor, Teoman'ın arkasındaki bütün herşeyin güzel olmasını sağlayan çok sağlam gitaristi, bataristi, basçısı kıl kıl bakıyorlar Teoman'a haklılar aslında. Ben de onların bakışlarındaki manayı görmüştüm o gün..
bilmem anlatabildim mi?

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Kesinlikle anladım. Uzun zamandır kendi çapımda müzik yazarlığı yapıyorum. Ve sezenişini de gayet haklı buluyorum ama Redd benim taktir ettiğim bir iki yerli gruptan biri. Onların senin bahsettiğin hilelere, dolaplara başvurmayacak kadar onurlu olduklarını da düşünüyorum. Tahmin edersin ki bu piyasada ünlü olmak hiç zor değil. Teoman bunun en iyi örneği, o ünlü olduysa herkes olur. Redd ise içinden geleni yapıyor sadece, buna gerçekten inanıyorum.

Cellissia dedi ki...

Sen inanıyorsan ben de sana inanıyorum. Madem Redd'i taktir ediyorsun eminim ki bunu hak etmişlerdir, ayrıca beni anladığın için tsk ederim, genelde anlaşılamıyor/muş/um...
Album kapaklarını beğenmesem de almaya çalışıcam albümünü :) heh,

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Bir Redd hayranı olarak bu incelemeyi okumaktan çok mutlu oldum ;) Albümü çıktığı gün almış ve hemen ardından şu yazıyı yazmıştım ben de.. http://hepsidetay.blogspot.com/2009/04/redd-21.html

Yorum Gönder