28.07.2010

TOOL

İçinde yaşadığımız evrende bilim ve de akıl vasıtasıyla sayısız olaya şahit oluyoruz. Bazen mantıklı açıklamalar bulunurken, bazen de susup kalıyor herkes. John D. BarrowGökteki Pi” adlı kitabında bu durumu şöyle özetliyor: evrenin gizi iki temel prensiptendir; evrenin bilinmeyen yapısını açan anahtar ve evren tarafından içine sızılması engellenip korunan, gerçekliğin gizli çekirdeği. “

İşte Tool bize sürekli anahtarlar sunuyor. Ama her seferinde ikinci prensibe gelip takılıyoruz. Sanıyorum böylesi daha iyi. Bilinmeyen herhangi bir gerçeklik kalmamış olsa hayat ne kadar anlamsızlaşırdı düşünmek dahi istemiyorum. Tool alemindeki gizem de tamamen açığa kavuşursa gözümüzdeki Tool giderek basitleşirdi. Grubu da albümleri de tam anlamıyla sindirmiş, çözmüş bitirmiş bir insan evladının varlığına inanmak istemiyorum.

Tool’u insanlara nasıl anlatabilirsiniz? İşte 2006 yılında Sony BMG’nin dergisi The Collection’dan bunu yazabilecek birini aradıklarına dair haber geldiğinde önce şuursuzca atlamam, akabinde günlerce kıvranmam, bağlantıyı sağlayan arkadaşıma yapamıyorum diye ağlamamla daha da huzursuz hissetmemle ve onun verdiği gazla birlikte yukarıdaki gibi başlayan ama farklı gelişen bir yazı ortaya çıkmıştı. Albüm albüm bahsettiğim yazıyı buraya olduğu gibi yapıştırmak istemedim. Geçmişte biyografik yazılar da karalaladım lakin net üzerindeki bilgilerin derlenmiş bir hâli o dönem yoktu. Şimdiyse şöyle bir baktım da 10000 Days albümüyle birlikte hem bu tip yazılar çoğalmış, hem de şikayet ettiğimiz popülerlik almış başını yürümüş.

Bir grubu sevmek için underground olması da gerekli değil elbette. Grup kendini yaymadığı, verimsizleşmediği müddetçe de popülerlik kötü bir şey olamaz. Genellikle. Tool konusundaysa özellikle Türkiye konserinden sonra çok büyük bir kitle oluşmuş durumda. Bu durumu grubun pazarlanma stratejisine ve grubun vokali Maynard’ın Türk olduğuna dair ortalıkta dolaşan söylentilere bağlayabiliriz.

Madem albüm albüm yazılmış bir yazı olmayacaktı bu, öyleyse nasıl olmalıydı? Grubun müzikal anlamda bulunduğu noktadan ve dehasından, becerebildiğimce, bahsedebilirim sanıyorum. Bunu da henüz Tool’la tanışmamış insanlara belki yol gösterebileceği, belki dinleyen ama kafasında teorik anlamda eksik noktalar olan dinleyiciler için iyi olabileceği düşüncesiyle yapabilirim.

Öncelikle grubun sıfatından başlayalım tanıtmaya. Progressive, avant garde, psikolojik rock gibi sıfatlar kullanılıyor grup için. Progressive, grubun basit görünen ama arkasında hep bulmacalar bırakan, her albümde farklı tonlamalarla karşımıza çıkan gitarları, her şarkıda yaratıcılığından kırıntılar görebileceğiniz grubun deneyselliğinde en büyük paya sahip davulları, insanda hissettirdiklerinin kelimelerle tarif edilemeyeceği enfes vokali, grubun yarattığı soundda en büyük pay sahibi olan efektlerinden; avant garde, şimdiden Tool taklidi yapmaya çalışan gruplardan; psikolojik ise insan beynine ve ruh sağlığına verdiği kalıcı hasardan ötürü kullanılabilir.

İlk dönemlerinde şimdikine nazaran daha az groove etkilerin göze çarptığı, hatta bunun yerine daha sert bir soundla “metal” icra ettiklerini de söyleyebiliriz.

Gelelim grubun sırrına;

Tool adı bana da pek çok insan gibi yine dört harfli bir kelimeyi çağrıştırıyor: deha. Bilinen bir gerçek vardır ki, bilim ve sanat alanındaki dehalar hep yok olup gittikten sonra kıymetlenirler. Oysa burada bir sıra dışılık var. Lateralus sonrası sold out olan konser biletleri bir yana Tool hatırı sayılır bir alternatif gençliğe hitap eder oldu. Bu iyi mi, kötü mü, bilemiyorum, sadece herkesin bu gruptan bahsetmesi, ulu orta hakkında konuşuyor olması pek çok insanın sinirimi bozabiliyor.

Çıkardıkları ilk eserle altın plak kazanan Tool etkilendiklerini söyledikleri Meshuggah ve King Crimson’ın headliner’ı olarak konserlerde boy gösterebilmesi bir yana yaptıkları akıl alıcı bestelerle, enstrümanlarını kullanmadaki yetenekleriyle ve eşi benzeri olmayan vokal kullanımı nedeniyle kendisine saygı duyup da şarkılarını cover’lamaya niyetlenen gruplara altından kalkamayacakları bir yük bırakıyor. Zaten bunu eline yüzüne bulaştırmadan becerebileni de ben göremedim.

Grubun sürekli orijinal fikirler barındıran lirik konsepti içinse şöyle açıklama yapabilirim: Tool, modern insanın çelişkileri, korkuları, kendiyle olan savaşları, bedensel ve zihinsel rahatsızlıkları, modernizmle olan kommensalist ilişkisi, tanrı kavramının sorgulanması, başa getirilen yöneticilerin insan sıfatından giderek uzaklaşması vs gibi konulardan beslenir. Bunu dile getirirken de türlü yollarla kafanızı karıştırır. Öfke, yalnızlık, insanın toplumdaki yeri, iletişim sorunu, obsesiflik şarkı sözlerinin özünü oluştursa da bunları hep çok farklı şekillerde karşımıza getirir. LSD’yi bulan kimyager Albert Hoffman’a övgüler düzebilir, davul ve vokal melodilerini fibonacci dizinine göre sunabilir, bir askeri radyoyu arayan savaş suçlusunu konuşturabilir, insanın kromozom yapısından ütopik bir şekilde bahsederek evrimdeki bir üst basamağa işaret edebilir, almanca yumurtasız (şair burada hayalardan bahsediyor) kurabiye tarifi verebilir. Ev sahibinin telesekretere bıraktığı mesaj da kendilerini tehdit eden birinin konuşmaları da malzeme olabilir.

Hepsi bir yana her ne kadar dini inancım yoksa da Sir James Hopwood Jeans’in dediği gibi tanrı varsa bir matematikçi olmalıdır, sözüne istinaden son albümde karşımıza çıktığı üzere üç şarkıyı öyle bir şekilde elimize verir ki, tek başlarına dinlediğimizde de normal gelirken, ikisini ardı ardına ve üçünü olanı da bunlarla aynı anda açtığımızda, şarkıları üst üste getirdiğimizde de olağanüstü bir atmosferin ortasında kalabiliriz. Tüm bu mantık va matematik oyunlarıyla birlikte sadece liriksel konsept de başlı başına sağlanabilir. Yine son albüm 10000 Days’teki gibi tanrıyla hesaplaşıp, konuşan bir insan da önümüzde belirebilir. Ve bu tanrı hesaplaşmasının kaynağı grubun vokali Maynard’ın annesinin felç geçirdiği günden ölene dek geçen süre yani on bin olabilir.

Tüm bunlar farz-ı misal değil gerçekten varsa da sadece bu sebeplerden dahi Tool’a hayran kalınabilir. Müziğinin hipnotize edici etkisi, güçlü soundu, işlediği temalar, albüm kitapçıklarının ve dahi kartonetin orijinalliği, her şey bu büyük Tool evreninde birer nokta olarak kalabilir. Asıl varılmak istenen nokta, yalnızlık, enseste dair travmalar, korkular olabilir. Belki tüm bu bahsettiklerim yoktur da bu dört dahi adam sadece bizlerle taşak geçiyor da olabilir.

4 yorum:

yberian dedi ki...

Yazın süper olmuş. Ben de çok düşünmüştüm ya Maynard sadece bizle taşak geçiyosa diye. Ama "A million light reflections pass over me"...bu söz o kadar yerinde o kadar zamanında söyleniyo ki.Bu sözleri yazan adam mutlaka bişeyler anlatıyo. Ama insanlar anlamış anlamamış umrunda değil. Kendisini açıklamaya gerek duymadan rock star olmaya çalışmadan aslında bu şarkıda şundan bahsediyom acaip entelim tribine girmeden koyuyo lafı. Bize sadece madem çok seviyoruz madem çok tapıyoruz o zaman kasalım da biraz düşünelim demek kalıyor.Tool'un şarkılarında çözemediğim o kadar çok şifre ve gönderme var ki aslında bir Rosetta taşı da Tool için gerek. Yorum biraz uzun oldu pardon. Ama Tool hakkında birisinin bu kadar güzel bişeyler yazması hem beni çok heyecanlandırdı hem de gaza getirdi.

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Uzunluk hiç sorun değil, gerçekten. Keyifle okudum yorumunu. Kesinlikle haklısın düşüncelerinde de. :)

nuri özlü dedi ki...

bence tanri kitaplarla insanlara bisey anlatamayacagini kesfettigi an ..muzigi denemeye basladi ...bazilarini seciyor ve bize mesajlar iletiyor..tool boyle bir cenah ! ha keza ulver! ha keza sigur ros belki de radiohead! bu adamlar ciddi anlamda bize biseler anlatma cabasinda olan bir gucun elcileri gibi...ya da degil hernesikimse :D
ama yazi sahane olmus..eline saglik +rep !

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Bu tip cümlelerin sonuna hep benzer şeyler geliyor. "her ne sikimse" benzeri. ben de tüm ciddiyetimle başlayıp belki de taşak geçiyorlar dedim aynı hesap. çoook iyi anlıyorum seni. teşekkür ederim yorumun için. :)

Yorum Gönder