16.10.2010

Olmadı



İşaret parmağımı yavaşça deliğe soktum. Sonra ilerlettim. Çapının küçüklüğüne lanet etmekten alıkoyamadım kendimi. Avucumun deliğe girememesine sinirlendim. Yarı yolda pes etmemeliydim. Bu aylardır kendi mutluluğum için yapabildiğim en mantıklı şey olacaktı. Saçlarımdan dört beş tel kopardım, iyice inceledim. İkisi beyaz, bir kısmı kırmızı, çoğunlukla da siyahtı renkleri. Sonra avucumda yuvarladım onları. Ve yavaşça soktum aynı deliğe.

Bu sefer geliyordu sanırım.

Olmadı, yine kusamadım.

Ağlamadan kusma denemelerimden biri daha başarısızlıkla sonuçlandı. Yıllar sonra gördüğü arkadaşına, aradan geçen seneler boyunca yaşadığı güzel şeyleri anlatmak yerine, onun da bildiği bir kaybı söyler ya insan, işte tam o noktadayız. Pek çok dakikayı gülerek, düşünerek, dinleyerek, sevişerek geçirdim. Ama bir tek şeyi kaybettim. Hiçbir yere, aile dâhil hiç kimseye olmadığı kadar sana karşı hissettiğim aitlik duygusunu.

Evet, ilk üniversitemi bırakmamın en büyük sebebi büyük hayallerle gittiğim bölümün tam bir hayal kırıklığı olmasıydı. Derslere devam etmeyişim, sınavlara girmeyişim bu nedenleydi. Ama bırakma kararım bir messenger konuşmasında sana “Benimle sevişmek için çok ısrarcıydı, acele etmemeyi seçtim. Ama o resmen üstüme atladı. Sende durum nasıldı?” diyen adam sebebiyleydi. Neden seninle yatmak için o kadar istekli olmadığımı bilmek istemiştin ama ben o anda eski sevgilimin yeni sevgilimle yaptığı bu konuşmaya duyduğum öfkeyle seni paylamakla meşguldüm. On altı yaşındaki çakma gotik bir kız için beni terk eden bir adamın, mutluluğumu bozmaya çalışmasından rahatsız olmuştum.

Bazı adamlar sadece seks içindir, bilirsin. Yatakta iyilerdir, insaniyet namına zerre nasiplerini almamışlardır. Seni, hastalığı ya da bir başka kişisel sorunu sebebiyle kullanırlar. Anne ve babasına kızgındırlar, seni onlarla tanıştırır, dördünüzün sohbet ettiği bir ortamda sırf onları rahatsız etmek için sana dokunurlar. Evet, koluna veya yüzüne değil, eteğinin altından bacaklarına, bacaklarının arasına, gömleğinin üzerinden göğüslerine. Sen ne yapacağını şaşırırsın. Sohbet konusu siyasettir ve sen orada sadece haylazlık yapmak isteyen veledin oyuncağısındır.

Çay tazelemek bahanesiyle mutfağa kaçarsın, annesi peşinden gelir ve nasıl özür dileyeceğini bilemezsin. Kadın da çocukluğunu onunla geçirmek yerine, siyasi sebeplerden yurt dışına kaçmayı seçtikleri için kendilerine olan kızgınlığını böyle gösterdiğini söyler. Özür diler, özür diler, özür dilersin. Böylesi adamları sadece yalnız kalmamak için, yalnız uyumamak için kullanırsın. Kullandığın oranda da kullanılırsın. Ama öyle bir adam girer ki hayatına, ondan sonra neredeyse hiçbir adamla uyuyamazsın. Sadece seks yoktur, aidiyet hissini sana verirler, seni öperken titrerler. “Seni seviyorum” diye yinelemezler, gerek de yoktur. Ufacık dokunuşlarda dahi hissedersin. Ve öylesi adamlar için üniversiteyi de, geleceğini de çöpe atmayı tercih eder, aileni reddedersin. Büyüdüğün şehri terk eder, onunla olmak için her şeyi kenara itersin.

Elbette onlar da giderler. Yaklaşık iki sene boyunca toplamda ağzından çıkan cümleler yedi yıl sonra bugün, bir günde çıkan kadar bile değillerdir. O iki sene boyunca uyuyamazsın. Bedenin iflas edene dek uyuyamazsın. İnsanlardan kaçar bir dağ evinde büyükannenle yaşarsın aylarca. Yemek yiyemezsin, lokmaları ağzında çiğnemeyi dahi unutmuşsundur. Zorla yedirirler. İlk haftalar ellerini, kollarını kaldıramazsın. Her şey ölümcül zordur. Eklemlerin, kemiklerin, kasların sana ait değildir. Senin olmayan bir bedene tıkıştırılmış gibisindir. Gün içinde yüzlerce kez ağlama krizine girersin. Gözyaşı tükenmesi falan da hikâyedir. Her seferinde vücudundaki tüm suyu gözyaşı deliklerinden boşaltmayı denersin. Titreye titreye, kusa kusa ağlarsın. Görmek istersin, dokunmak istersin. Yapamazsın. Muhtemelen o anlarda arkadaşlarıyla ot ortamlarında “orospunun tekiydi lan, ilk zamanlar çekiniyordu ama sonrasında tatmin etmek için kıçımı yırtıyordum. Öyle yalıyordu ki, görmen lazımdı.” diye anlatıyorsundur.

Hiçbir adamla o kadar rahat sevişemedim. Hep bir noktaya geldim ve orada yabancılaştım. Ne yapıyorum ben, dedim. Bazen doymadım; aynı gece, aynı evin içindeki üç farklı adamla ardı ardına seviştim. Yatakta en iyi olanla bir daha seviştim. Yine de doymadım. Ertesi gün bir başka adamın yatağına koştum. Bazen aylarca seks yapmak istemedim. Bazen sadece tutku istedim. Bazen beğenildiğimi görmek istedim. Memelerime, kıçıma iltifatlar yağsın, romantizmden hayvanlığa giden o yolda, bir adamı önce delirteyim, sonra ıslah edeyim, ipler hep benim elimde olsun istedim. Bazen sadece delirtmekle yetindim. Suratına baka baka vajinamı anlattım. Anüsümün darlığını, anal sekste nasıl zorlandığımı anlattım, anlattım, anlattım. Adam yaklaştığı anda istemediğimi söyledim. Bazen hiç seksten bahsetmedim, sırf sevdiğim bir grubu dinliyor, hayatımın yazarının kitaplarından, satır aralarından alıntılar yapabiliyor diye masumca yaklaşıp çıplak kaldığımızda birden değiştim. Pek çoğuna hayvan gibi davrandım. Yataktan attım, kendi evinden kovdum. Seneler sonra oral seks dahi yapmadığım eski sevgilime gidip, bildiğim her şeyi ona gösterdim. Yine istediğinde reddettim.

Kullandım, attım. Ama hiçbir adamla öylesine aşkla sevişmedim. Hiçbiriyle de zorla yatmadım. Seni unutmaya da çalışmadım, beceremedim ki bu satırları yazıyorum, senden öç almaya da çalışmadım. Ki neyin öcü? Kızgın değildim. Mutsuzdum. Hâlâ da mutsuzum. Hayatımı düzene soktum. Sorunlarım oldu, olacaktır da. Baş etmesini bildim. Senden ayrılırken yaşadığım çöküntüyü bir de kürtaj olduktan sonra yaşadım. Tamamen hormonsal olduğunu bilmeme rağmen, içimde canlı bir şeyin varlığını bilmek ve onu kaybetmek beni bitirdi tamamen. O günden beri de psikolojik sorunlarım var. Gel gitler yaşıyorum, yaşatıyorum da. Aşk istemiyorum, varlığını dahi reddediyorum. En azından biyolojik ve düşünsel bazda olduğunu dile getiriyorum. Üzgünüm. Öylesine güçlüyken, bu evde, bu çevrede hayatta kalmayı becerebilmişken beni tüketen şeyi üzerimden atamıyorum. Yeni bir ülke, yeni bir yaşam istiyorum. Kavafis’e inat peşimden gelecek her şeyin suratına kapımı kapatıyorum. Özleyeceğim tek şeyin, bize ait olmasa da, kollarında kendimi bulduğum o yatağın verdiği his olması beni mutsuz ediyor. Konuşamıyorum. Duvarımın içine hapsettiğim her şeyde senden bir parça olması, çocukluğumun berbat sokak aralarında dahi senin gezdiğini düşünmek bir nebze ayakta kalmamı sağlıyor. Kendimi kapattığım elbise dolabında büzüşüp canavarımın gitmesini dilediğim her an o kapağın açılmamasını sağlayan gücün sen olduğunu düşünmek dahi ben rahatlatıyor.

Ve özlüyorum. Her an seni özlüyorum.

7 yorum:

workattack dedi ki...

etkileyiciymiş...

alkan dedi ki...

insan evriminin henüz üstesinden gelemediği şey işte bu: aşk ve özlem. ne yazık ki mi demeli yoksa iyi ki mi demeli o kadar fazla etkene bağlı ki... onlarca kez ne yazık ki de diyen iyi ki de diyen aynı insan...

Flû Gibi dedi ki...

:( Artee içimde bir yerlerde nedense hep böyle bi kız olduğunu düşünüyordum ama düşünmek bu kadar acıtmamıştı.

The King dedi ki...

Well done Artemisia.

praky dedi ki...

feyhan güver'i bilir/hatırlar mısın? hani şu leman'da bayır gülünü çizerdi eskiden. trakyalı çatlak hatun. onun hiç unutamadığım bir karikatürü var: hatun taytı, terliği giymiş, kanepede yatıyor, çay sigara hepsi tamam. ve düşünüyor: "ulan adamı işinden arabamla aldım. yemeği ben ödedim. kendi evimde yatağa attım. sevişirken de hep ben üstteydim. ama nedense hala götürülmüş gibi hissediyorum".

ben de sana benzer, bazen biraz azını, bazen biraz fazlasını yaşadım. ama erkekler karşısında yenmiş gibi hissedemiyorum hala. muhtemelen nedeni, içimdeki aşkı çok önemseyen o mühim parça. ne yapsam boş, bunla barışık olmayı öğrenmek gerekiyor. dilerim ki, değirmenlere karşı savaş verip sen de kendini hırpalama.

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Elbette bilirim çok severdim. çok iyi anladım söylemek istediğini. aynı güzel temenniyi ben de senin için ediyorum. Teşekkür ederim inceliğin için.

Erdemalp dedi ki...

pufff... :/

Yorum Gönder