2.10.2010

Seks Sınırları (BDSM ve "Hayatta Yapmam" Dediklerimiz)



Seks konusundaki sınırlarınız nelerdir, dendiğinde insanların aklına doğrudan gelen bir iki şey olabiliyor. Bu da genellikle homofobik insanlardaki hemcinsle sevişme korkusu ya da hiç denemedikleri, porno filmlerden görüp de cesaret edemeyecekleri şeyler oluyor. Sonra üzerinde düşününce aslında çok fazla tabuları olduğunu fark ediyorlar.

Bu konudaki en önemli şey de ciddi anlamda seks terimleriyle ilgili bilgi sıkıntımızın olması. “Pissing sever misin,” dediğiniz adam ne olduğunu bilmeden tepki verebiliyor. Her haltın sözlüğünün olduğunu düşününce bilirkişilerin (porno film yıldızları ve yapımcıları, cinsel terapistler, jinekologların vs.) bu işe de el atmaları ve bir seks sözlüğü yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Belki bir gün tanıdığımız birileri el atar bu işe de, belki de yapılmıştır da böyle bir şey kim bilir.

Friendfeed’de açtığım bir kamuoyu yoklaması feed’inden anladığım üzere aslında benim muhatap olduğun insanların çoğunun büyük tabuları yok. Elbette, bu ne kadar sağlıklı bir yoklama olabilir ki, diyenler de vardır. Sanal kimliklerin, gerçek ad ve soy adlardan daha cesurca argümanlara sahip olduğunu düşünenlerdenim. Kaldı ki o başlıkta gerçek adıyla yazamayıp mail ve özel mesaj atan çok insan da oldu.

Şimdi de o uç noktalara şöyle bir değdirelim.

Öncelikle konuya en fazla tepki gören noktadan BDSM mevzusundan girmek istiyorum. Bilmeyenler için BDSM nedir, açıklayalım. BDSM’nin açılımını, dünya genelindeki din ve toplum için ne ifade ettiğini, hepsini bir kenara koyalım. İki tarafın da rızasıyla ve cinsel tatminden daha fazlasının beklentisiyle uygulanan, fantezileri de, türlü oyunları da kapsayan eylemlerin bütününe BDSM deriz. Marquis De Sade ve Leopold von Sacher-Masoch’dan alınan ilhamla ilk BDSM topluluğunu 1746 yılında kuran kişi Francis Dashwood olmuştur. Başlarda isimsiz bir şekilde yola çıksa da “Cehennem Ateşi Kulübü” diye anılmaya başladığında tamamen dine karşı gelmek için kurulduğu yıllardan sonra üyelerinin ve miras yedi kurucusunun maddi desteğiyle uzun müddet ayakta kalmıştır. Eminim Marquis De Sade’ın Suç Kardeşliği kitabını okuyanlara bu konu hiç de yabancı gelmemiştir.

Günümüzde de örneklerinin olduğunu bildiğim, tahmin ettiğim bu çeşit kulüplerde cinsel anlamda özgür olursunuz ve dışarıdaki hayatınızı kapının ardında bırakmışsınızdır. Cinsellikten maksimum keyif almak da çoğu zaman aynı mantıkta olmaktan geçer. Siz kendinizi dünyevi her konudan ve endişelerden ne kadar soyutlar ve sekse odaklanırsanız o derece keyif alırsınız ve verirsiniz.

Kulüpleri, toplulukları bir kenara koyarsak çiftlerin kendi içlerinde de uyguladıkları en sık gördüğümüz fanteziler de bağlama, çıplak elle vurma (spanking), sopayla dövme, yumruklama, el-kol sokma, kırbaçlama, işeme ya da dışkı sürme ve yahut da yedirme, kafese koyma, köleyi at ya da köpek gibi kullanma, mum damlatma ve genel olarak işkence diyebileceğimiz efendinin köleye ip, mandal, iğne vs kullanarak acı vermesi gibi eylemlerdir.

Tekrarlıyorum ki bu eylemler iki tarafın da isteğiyle gerçekleşir. Bunu ruhsal bozukluk olarak nitelendirecek insanlar, eylemlerin o düzeye gelmesi için, sıklıkla yapıldığında normal hayatta stres sorununa, uyumsuzluğa, kısaca kişinin kendisine ve başkalarına zararlı olması boyuta gelmesinin gerektiğini bilmeliler.

Konuyla ilgili, epeyce bilinen bir film olsa da yine de tavsiye etmekte fayda gördüğüm, Steven Shainberg’in yönetmeni olduğu Secretary (Sekreter) filmini öneriyorum.

Fetiş kıyafetler, üniformalar giymek, külotlu çorapları ve/veya jartiyerleri çekici bulmak nasıl normalse elbette BDSM adı altındaki eylemler de sapıklık diye nitelendirilmemelidir. Partnerin de onayıyla vajinaya ya da anüse sokulan bir el her iki taraf içinde farklı anlamlar içerir. Bu tip eylemler iki tarafın da birbirine güven duymasından sonra gerçekleşir ki paylaştığınız şey bu nedenle hazdan fazlasıdır.

Acıyla zevkin bileşkesinden de büyük olan bu kazanım daha ziyade küçük İskender’in deyişiyle; cinselliğin, cinsel organlardan çıkıp özellikle beyin dâhil tüm bedene yayılmasını ihtiva eder. Partnerinin bedenine ya da ağzına işemek ya da sıçmak da tamamen o iki partnerin onayıyla ve isteğiyle gerçekleşen, genelin tiksinmesine karşın çiftler arasındaki oldukça farklı paylaşımlardır.

Genel olarak erkeklerin hoşlanmadığı, söyleme geldiğinde özellikle belirttikleri, anüslerine parmak atılması ya da anüslerinin yalanması mevzusu da ilginç ki Türkiye’de bir çok erkeğin özellikle istediği şeylerden biri. Sınırlardan bahsederken bundan söz edilmesinin altında, heteroseksüel cinsel kimliğin baskın olmasının yattığı aşikâr ya da belki akabinde kıçlarına girebilecek strapon (belden bağlamalı vibratör/dildo) korkusu ya da isteksizliği de olabilir.

Yine benzer korkulardan kaynaklı olduğunu düşündüğüm travesti (transeksüel ile karıştırılmasın) ile seks yapmama durumu da yaygınken threesome (en yaygın şekliyle kadın, kadın erkek –ffm- ya da kadın, erkek, erkek –fmm- oranıyla yapıldığı üçlü seks) içerisinde sakınca görmeyen erkekler de mevcut.

Kadın için oldukça tehlikeli olan hamilelerle seks de, jinekoloğun uygun bulmaması/düşük ya da erken doğum tehdidi olması durumunda özellikle tehlikeliyken, bunun bilincinde olan bir grup insan için sınır sayılsa da bunu fantezi boyutuna getirenler de yok değil.

Public & outdoor (halka açık mekanlarda, ev ve otel dışı yerlerde yapılan) sekse de pek çok insan yapamam derken, olayın verdiği adrenalini de yabana atmadan kesinlikle çok keyifli olduğunu dile getireyim. Toplumun ayıplama ihtimali, gözetlenme hissi ya da histen fazlası yani izlenmeyi zevkli gören insanlar da mevcutken, seksi kapalı kapılar ardında yapmaktan başkasını hoş karşılamayanlar da mevcut.

Günümüzde sadece bunun için insanlar bulmaya yarayan ve sadece çiftseniz kabul edildiğiniz swinger (eş değiştirerek seks yapma) da pek çok insan için oldukça kalın bir duvar. Bunun sebebini sorduğunuzda hemen hepsi “partnerimi paylaşmaktan hoşlanmıyorum,” der ve altındaki nedenin de tamamen sahiplenme olduğu ortaya çıkar. İlişkileri sahip olmaktan ziyade paylaşım olduğunu düşünen insanlar için de bu sınır “belki, olabilir” diye nitelendiriliyor.

Seks oyunlarından olan rolleri değiştirme de bazıları için sınır olsa da oldukça yaygındır. Genelde heteroseksüel çiftlerin (doğal olarak) tercih ettiği bu oyunda kadın, erkek gibi giyinir ve davranır, erkek de makyaj yapar ve kadın gibi giyinip hareket eder. Bunu bir yana koyarsak farklı rollerle de oynanan bu tip oyunlar yaratıcı beyinlere sahip çiftlerde oldukça eğlenceli düzeydedir. Geçmişte okuduğum bir messenger konuşması geliyor aklıma bu konuda. Erkek ayak fetişisti ve mazoşisttir. Hiç yüzünü görmediği bir kadına bu fetişizmiyle ilgili bir oyun oynamayı teklif eder ve olaylar nefis şekilde gelişir. Adam zevkten zevke uçar çünkü kadın tam anlamıyla efendi rolüne bürünmüştür ve nasıl davranması gerektiğini çok iyi bilir. Sanal dünyada çok daha kolay adapte olunan bu tip fanteziler insanların geneli için vakit kaybı, ekstrem olan ya da sapıkça düşüncelerden ibaret ne yazık ki.

Yine preteen dediğimiz 9 yaşından ergenliğe kadar olan herhangi bir dönemdeki çocuklarla yapılan seks de konuştuğum birkaç insanın özellikle sınırım dediği noktalardan. Ben de kendi adıma bunu tasvip etmiyorum.

Animal (hayvanlarla yapılan) seks ve nekrofili (ölülerle cinsel ilişkiye girme) de sadece bir kişi dile getirdiyse de pek çok insanın aklına dahi gelmediği için dile getirmediğini düşündüğüm şeylerden. Bu tip eylemler zaten kişilik bozukluğunun göstergesidir.

İnsanlardan gelen dönütler sonrasında genel olarak iletişimde olduğum kişilerin seks konusunda yeni şeyler denemekten çekinmediğini, deneyerek sınırlarını belirlediklerini söyleyebilmeyi isterdim ama işin aslı pek öyle değil. Önyargının genetik olduğunu kanıtlarcasına ürküyor insanlar seks konusunda farklı şeyler yapmaktan. Büyük çoğunluğun orgazm olamadığı ya da türlü cinsel sorunlar yaşadığı, özgüvensiz bir toplumda elbette olağan bu gidişat. Yine de seks hayatı olan insanların bahsettiğim konulara karşı açık fikirli olmalarını yeğlerdim. Orgy (grup seks), threesome belki bi nebze ılımlı oldukları konu ama onda da yine saçma sapan sahiplenme istekleri baş gösterebiliyor. Oysa güvenilir insanlarla olduğunda çok çok keyifli mevzulardır ikisi de.

Sekste sınır olmamalıdır. Her iki tarafın da zorlama olmadan istediği şeylerle şekillenmelidir cinsel hayatınız. Bu nedenle seks konuşmaktan da çekinmemelisiniz. Belki konuşmaya başladığınızda o lanet ön yargılarınızdan da kurtulursunuz, kim bilir.

9 yorum:

hippilazman dedi ki...

güzel bir yazı olmuş... Sex sözlüğü fikrine ben de katılıyorum. Böyle bir şey olmalı...

Artemisia Gentileschi dedi ki...

Elimden geldiğince kullandığım terimleri açıkladım ben ama cidden gerekli bence.

mr.hayd dedi ki...

ellerim bağlanmadığı sürece sorun yok

Değil. dedi ki...

Güven kelimesi bence işin düğüm noktası. Bizim atasözümüz bile var "Babana bile güvenme!" diye :)

Eh bir gün güvenebilir ve güven sağlayabilirsek belki tabular da tabu olmaktan çıkar.

woxam dedi ki...

Sexoloji ana bilim dalı olmalı

Ortega dedi ki...

İbretlik bir yazı olmuş. Şukunu verdim. FriendFeed'de mevzuyu açtığında, "ben bunu blogda derleyeceğim" deyip, dediğini yapan biri olduğundan dolayı da takdir ettim.

The King dedi ki...

Sexte sınır olmamalı mı yoksa geniş de olsa bir sınır çizip bunun dışına taşmamak mı gerekli? Bunu düşünüyorum bir süredir. Kendime yanıtım şu oldu; Denemeden bilemezsin.
Akla bile getirilmeyen bir seçenek, doğru yönlendirilmeyle zevk katsayısını ikiye katlayabiliyor.

organizma dedi ki...

vay be... arte gibi 100 tane sağlam kadın olsaydı türkiye'de, külliyen adam olmuştuk vallahi... erken doğmuşuz resmen...

Azad dedi ki...

Karşılıklı rıza konusunda tümüyle katılıyorum. Deneyimle sabit bir başka husus var o kısmı iki tarafında acıya olan duyarlılığının boyutları. M/s ilişkilerde eğer karşımızda acıya dayanabilen ve size gerçekten güvenen biri varsa vermeye kalkıştığınız acının sınırları olmayabiliyor ve inanın o anki haz durumunda karşınızdakinin ciddi sakatlanması ya da öldürme durumunun eşiğine gelebiliyorsunuz. Bu durumda da ortaya korkunç bir adrenalin çıkıyor da eminim çok istenmeyebilir.
Elbette işin 7/24 halinde yaşanan dominasyon ve karşılıklı dönüşüm devinim hiçbir zaman yadsınamayacak bir ekstaz hali sunuyor. Kişinin kendi benliğinin sınırlarını deneyimlemek için hayatında bir kereliğine bile olsa ki bir kereden acık zor o sınırı bulur böyle bir deneyimi yaşaması iyi olurdu. Esas sıkıntı karşılıklı bu denli güveni kurabilmek her zaman olmuyor. Olduğunda da tadından yenmiyor. :))

Yorum Gönder